GüncelKöşe YazılarıSporTürkiye

Renklerin Aşkı

Sarı ile Kırmızıyı birbirinden ayırdınız mı, sarı tek başına sarı, kırmızı ise tek başına kırmızı oluyor. İkisini bir araya getirdiniz mi, Kimi zaman bir ülkenin bayrağı (İspanya, Vietnam, Çin) kimi zaman da bir spor kulübünün renkleri oluyor (Galatasaray, Göztepe, Torino). Ben size en asil olanı anlatacağım, Galatasaray’ı ve ona olan bitmiş sevdamı anlatacağım. Neden bitmiş bir sevda olduğunu birazdan göreceksiniz.

Çocukken ki o zamanlar futbol maçları şifresiz kanallarda yayınlanırdı ve bizde Galatasaray’ın maçlarının olduğu günleri sabırsızlıklarla beklerdik. Maç günü sabahtan başlardı heyecanımız. İlk golü Tanju’mu yoksa Prekazi’mi atacak diye iddia tutuşurdum kardeşlerimle. Maç saati geldiğinde hayat dururdu bizim evde. Annem komşulara gider bizde babamla maçı izlerdik. O heyecanla büyümüştük. Galatasaray sevdası da bizimle birlikte büyümüştü. Vanspor birinci lige yükseldiğinde, Galatasaray’ın Van’ gelişini bir görseydiniz, aşkın büyüklüğünü de anlardınız.  Galatasaray’ın konakladığı otelin önünde izdiham yaşanıyordu. Ben o otelde çalışmıştım ve personel de beni tanıdığından otele girişime izin vermişti. Futbolcular ortada yoktular, hepsi odalarına çekilmiş dinleniyorlardı.

İstanbul’un rakımı sıfıra yakındı. Van ise 1800 metre yüksekteydi denizden nedenle futbolcuları rakım farkı çarpmıştı. Hepsi yoğun bir baş ağrısı ile uğraşıyorlardı. Ertesi gün maçı zar zor idare ettiler ve İstanbul’a ivedilikle döndüler. Ben statta izlemiştim maçı. Hayranı olduğum tüm futbolcuları uzaktan görmüştüm.

Babamın tayini İstanbul’a çıkınca çok sevinmiştim. Ali Sami Yen stadı daha henüz Türk Telekom arena olmamıştı o vakitler.  Kardeşimle Mecidiyeköy’e gittiğimizde stadı dışardan görmüştüm. Sonra da kısmet olmadı stadın içine girmek ve orda Maç seyretmek.

17 Mayıs 2000

Askeri orduevinde disiplinsiz hareketlerimden dolayı nöbetçi subay tarafından akşam 20:00-22:00 arası nizamiye girişinde erat gibi tam teçhizatlı nöbet tutma cezası aldım. Nöbetçi subaya ‘’ Komutanım bu gece Arsenal –Galatasaray maçı var, UEFA kupası maçı, ben bu maçı seyretmesem ölürüm ‘’ diyerek cezayı iptal etmesini istedim. Nöbetçi subay Nuh dedi Peygamber demedi ve kararından vazgeçmedi. O gün Tug. Komutanı da maçı orduevinde izleyecek olmasından dolayı tüm tugay iğne ucundaymış gibi tedirgindi. Hazırlıklar son sürat yapılıyordu. Hatta dev ekran bir televizyon bile kiralandı o gün. Tug. Komutanı kalp hastasıydı ve fanatik derece de Galatasaray taraftarıydı. Orduevinin bahçesine bir ambulans getirildi birde Tugay içtima sahasına bir helikopter, olası bir durumda komutanı hastaneye götürmek için hazır bekletildi. Tuğgeneral Nuri Ali KARABABA adına tüm hazırlıkları bir Albay denetliyordu.

Akşam içtimaından sonra ben erat teçhizatı ile orduevi nizamiyesinin önüne nöbet için (içimden de nöbetçi subaya küfrederek) geldim. Erat gazinosundan da maçı izleyen askerler bana nispet olsun diye tüm camları açmışlar ve bağıra çağıra maçı izliyorlardı. Ben yerimde duramıyordum. Nöbet yerinde bir o yana bir bu yana gidip geliyordum.

Maç gecesi aklımda kalan tek şey ise, elimde ki kalaşnikofun ağzına mermi sürdüğüm ve tüfeği havaya doğru tutarak orduevinin bahçesinde koşturduğumdur. Nöbetçi subay elimden silahı alana dek neler çekti bir bilseniz. Kupayı almıştık ve benim umurumda bile değildi askerlik. Nöbetçi subay silahı aldıktan sonra orduevinin bahçesinde o beni kovalıyor, bende şampiyon Cimbom diye bağırıyordum. Askerden sonra ilk işim İstanbul Bahçelievler’de bulunan UEFA kupası anıtını ziyaret etmek olmuştu.

09 Kasım 2008

Fenerbahçe – Galatasaray maçı (4-1 yenildiğimiz maç)

İstanbul Atakent Mahallesi 2.Etap çarşısında bulunan bir çay bahçesinde maçı seyretmek için yerimi ayırttım. Maç saati gelince de yerimi aldım. İzleyenlerin nerdeyse tamamı Galatasaraylıydı. Bende o gün takıma yeni transfer olmuş Lincoln’ün formasını almıştım ve maç saati de onu giyinip çay bahçesine gitmiştim. Maç başladıktan 1 dakika sonra Lincoln golü attı ve Galatasaray bir sıfır öne geçti. Heyecandan maçı seyredemiyordum ve Fenerbahçe kendi stadında oynadığı için taraftar desteğini tam alarak Galatasaray’ın üzerine gidiyordu. Maç bittiğinde Fenerbahçe bizi 4-1 yenmişti. O kadar kızgındım ki, sinirle üzerimde ki formayı çıkardım ve onca Galatasaray taraftarı önünde formayı yakmaya başladım. Bunu gören öfkeli taraftarlar hınçlarını benden aldılar. Hayatımda böyle çirkin bir dayak yememiştim. 4 gün iş görmez raporu aldım o dayak yüzünden. Bir daha da Galatasaray Maçlarını kalabalık ortamlarda seyretmedim.

21 Mart 2014

Kayserispor Galatasaray Maçı

20 Mart Saat 15:30, Bora jet uçuş programında;

21 Mar 14: 00 1904-Saw –Ata Empty flight /, 21 Mart 17:00 1905 Ata-Asr- 34 pax Vip Flight (1904 Sabiha Gökçen’den Atatürk havalimanına boş uçuş, Atatürk havalimanından Kayseri havalimanına 34 yolcu ile VIP uçuş) olarak yeni programı gördüm. Neyin nesi diye Uçuş işletme müdürünü aradım ve Atatürk havalimanından Galatasaray Futbol Takımını alıp Kayseri havalimanına götürecek uçuşun planlaması olduğunu öğrendim. Uçuşa katılabilir miyim diye sorduğumda olur cevabı aldım.

21 Mart sabahı ivedilikle Sabiha Gökçen’de bulunan GS Store’e gidip iki adet forma aldım (Birinde Drogba yazıyordu diğerinde ise Muslera) Uçak programda ki gibi Sabiha’dan boş olarak kalktı. Uçakta ben ve iki kaptan vardı. Kabin memurları Atatürk havalimanından uçağa geleceklerdi.  ATR75-200 uçağı ile İstanbul semalarında uçmak müthiş bir deneyimdi. Uçak Atatürk Havalimanına indikten sonra kabin memurları ve ikram araçları uçağa geldiler.

Bir süre operasyon memurlarıyla sohbet ettikten sonra, Galatasaraylı futbolcuları taşıyan otobüs uçağa yanaştı. Milyar dolarlık futbolcular uçağa ağır adımlarla binmeye başladılar.  Bir zamanlar halkın sevgisini kazanmak isteyenler yerini şımarık futbolculara bırakmıştı. Bakmayın öyle gol attıktan sonra tribüne koştuklarına, dışarda yüzünüze bile bakmıyorlar. Uçak tüm işlemleri hallettikten sonra kalkış için pist başına doğru ilerledi. Benim yanımda Kulüp’te yetkili olduğunu düşündüğüm biri oturuyordu. Önümde ki koltukta Manchini ve teknik heyet, yanımda ki koltukta Muslera ve Alexi Telles, arkamda ise Drogba ve Eboah oturuyordu.

Müthiş bir durumdu benim için, hastası olduğum ve uğruna dayak yediğim takımla beraber aynı uçakta uçuyorduk.  Şimdi tam sırası diyerek satın aldığım iki formayı imzalatmak için yerimden kalktım ve formayı ilkin Muslera’ya uzatacakken iri yapılı (Sanırım koruma) Formayı uzatmama engel oldu ve yerime oturmamı istedi.

Ben kendisine uçağın yetkilisi olduğumu ve bu operasyonu da benim kontrolümde yürüdüğünü söyledim. Adam buz duvarıydı adeta, izin vermiyordu formayı futbolculara imzalatmama.  Benimle birlikte oturan kişi korumalara bir şey söyledikten sonra bana dönerek “imza işi olmaz ancak birkaç tane fotoğraf çektirebilirsin” deyince formaları oturduğum koltuğun bulunduğu yerde ki üst raflara bıraktım ve yerime oturdum.

Taffarel bu olayı görmüş ve benim üzüldüğümü anlamış olacak ki yerinden kalkarak beni, Muslera ve Alexi’nin yanına çağırdı. Cep telefonumu istedi ve kamerayı açmamı söyledi. Bende söylediklerini yerine getirdim. Kamerayı benden alarak benim imza almamı engelleyen güvenlik memuruna uzattı. Hep birlikte poz vererek resim çektirdik.

 

Uçak Kayseri’ye indi ve futbolcuları bıraktıktan sonra biz Sabiha Gökçen’e geri döndük. Bora Jet’in ATR75-200 ile son seferiydi ve bizim şirketle de sözleşmesi bu uçuş ile bitmişti. Havayolunun yetkilileri uçuş operasyonunda göstermiş olduğum başarıdan dolayı beni bir adet ATR75-200 Maket uçağı ve Teşekkür mektubu ile ödüllendirdiler.

Ertesi sabah formaları alarak direk Sabiha Gökçen’de ki GS Store Mağazasına gittim. Formaları iade ettim. Birde kulübün şikayet birimine iletilmesi için aşağıda ki notu yazdım. Bir daha da Galatasaray’ı simgeleyen hiçbir şeye para vermedim. Maçlarını bile takip etmedim.  Sarı ile kırmızı ayrılmıştı benim gönlümde.

“Sayın yetkili, Cebimde ki son parayla bu formaları aldım. Futbolcularınıza imzalatmak istedim. Futbolculara yaklaşmama bile izin vermedi güvenlik birimleriniz. Üstelik aynı uçaktaydık. Unutmayın ben o maçı izlemezsem, ben o formayı almazsam siz bir şey kaybetmezsiniz ama ben çok şey kaybederim. Bu nedenle yüreği buruk bir Galatasaraylı olarak bir daha sizinle birlikte olmayacağım.” Saygılarımla. Diyerek formu mağaza yetkilisine uzattım. Form ellerine ulaştı mı bilmem ama ben sözümü tuttum. O günden sonra bir daha Galatasaray maçlarını seyretmedim. Spor sayfalarını okumadan bıraktım. Sarı ile Kırmızıyı bir daha hayatımda birleştirmedim. Evde ki tüm Galatasaray bayraklarını başkalarına dağıttım. Ofiste bulunan Galatasaray maket uçağını da en kuytu rafa koydum. Çok dikkat edilmezse görülmüyor.

 

Selam ve saygılarımla

Şehmuz OLGUN

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0 %
aresbet asyabahis betnano bets10 casinomaxi casinometropol galabet jojobet marsbahis mobilbahis mroyun perabet imajbet betmarino
venusbet giris cratosslot giris betebet giris elexbet giris tipobet giris meritroyalbet giris marsbahis vdcasino grandbetting betwinner markobet sekabet izmir escort perabet kript para rehberi eskişehir escort canlı casino betboo giris bahisnow giris casinoslot casinoslot limanbet giris bahsegel giris betpas giris bahisnow casinoslot jigolo siteleri